marmaris yeni sayfa
08-02-2020
Canan Baykız

Canan Baykız

GAZETECİLİĞİN İTİBARI SATILIK DEĞİLDİR!

Mesleğiniz nedir? sorusu hemen hemen girdiğiniz her yeni ortamda sorulur. Bizim bir mesleğimiz var ama halen rüştünü bu ülkede ispat edememiş. Neden? Çünkü bir meslek odası yok! Yani meslekte yeterlilik kriterleri belli değil ve tartışma konusu. Peki neyi var? Cemiyetleri var..Kimine göre bu sayı Muğla’da iki kimine göre üç. Bu bölünmüşlük çoğalmayı ve dolayısıyla bu şekilde hayatta kalmayı sağlamıyor maalesef. Çünkü amip hücresi değildir gazetecilik. Gazetecilik kamu vicdanıdır. Vicdanınızın birden çok doğruya değil tek bir hakikate, bir olmaya birleşmeye ihtiyacı vardır. Çatının da adı bellidir “meslek odası”

Yaklaşık 2 yıldır Muğla’da görsel medya temsilciliği dolayısıyla haber ve program yapmaya çalışıyorum. Ankara, İstanbul ve İzmir’in ardından Muğla’ya gelip Muğla’nın derdini dert edinmiş bir vatandaş olarak belirtmeliyim ki; gazeteciliğin itibarı ve meslek etiği açısından sahipsiz kalmış bir şehirdir Muğla..

STK Temsilcileri tarafından sıklıkla kullanılan: “ parasız haber yapmazlar”, “200 liralık gazeteciler”, “havuz medyasının sesi kesilmeli”, “kendi basınımızı oluşturmalıyız” iddialarının üstüne bir de herkes tarafından kanıksanmış;” haber varsa alanda 5 kişi, kahvaltı varsa 10 kişi, içkili akşam yemeği yaparsan bütün basını çağırırsın ayağına” sözleri, gazeteciliğin itibarını zedeler haldedir bu şehirde.

İstanbul ve Ankara’da da doğrusu biz gazeteciler yemeğe hayır demesek de değeri ve ederi olan işlerimizin çizgisi nettir. Münci İnci’nin kurduğu internet sitesinde çalışırken onun bana dediği bir söz halen aklımdadır:  “ Sen habercisin senin ağzında rakam olacaksa o rakamların adresi reklam sorumlumuzun telefonudur. “ Bunu demesinin sebebi açıktır. Ben rakam telaffuz edersem objektifliğimi yitiririm parayı veren işveren olur, parayı alan işçi. O para, hizmetine karşılık yevmiyesidir. Dilden dile pelesenk olmuş rakı sofraları da…!

Kamunun vicdanı olma yolunda çaba gösterdiğini iddia eden gazetecilerin yaptığı haberin üstünde etiket işte bu nedenle kabul edilemez. Peki nereden kazanır gazeteci parayı? Reklam veren, ilan veren firma veya kurumlardan. Gazetenin okunurluğunu yapılan haberler sağlarken o haberlerin ulaştığı kişilerin markalardan haberdar olması ile dişliler çalışır. Gazete, reklam aldığı firma sahibinin sesi olmaz ama firmanın ürün satışı ve adının bilinir kılınması yolunda ücret karşılığı pek tabi çalışır.

Televizyonda da öyle..Reklam kuşağından para kazanırız. Kişi kendini ve kurumunu anlatmak isterse ekranımızı açar, karşılığını alırız. Fakat sınırsızlık meydanında gittiğimiz bir eylemin haberinin etiketi yoktur. Bir STK’nın düzenlediği etkinliğin haberinin üstünde para yazmaz. Dahası cemiyetler bu konuda üyelerine bir kurumun haberini taşıyıp “bunu yayınınıza ekleyin” deyip bize hükmedecek konumda da değildir. Belki öneri de bulunur ama buna neden gerek olsun?  Kişisel medyamız olan sosyal medyamızda paylaştığımız iletileri yönlendirecek konumda hele hiç değildir!

Seçtiğimiz kişilerle atadığımız kişilere yönelik hal ve tavırlarımızı yeniden gözden geçirsek iyi olacak galiba! Vekile asil hükmeder, asile vekil değil!

Cemiyetler örgütlenmek, toplu halde sesimizi yetkililere iletmek, mesleğin geleceğine yönelik endişeleri ortadan kaldırmak, basın çalışanlarının itibarını, özlük haklarının korunmasını sağlamak amacıyla vardır. Yoksa cemiyet başkanı seçerken birilerinin,  hoca gelmeden önce adımızı tahtaya yazsın, sessiz olmamız için bizi uyarsın diye bir sınıf başkanı seçtiğini düşünmüyorum.

Basın mensubuyum soru üretmekle mükellefim. Ona buna cevap üretmekle yok işim. Benim yerime bir şey yapıp beni temsil edecek kişi ya da kurumun da  benim yerime ona buna  cevap üretecek değil ilgili yerlere sorularımı taşıyacak vasıfta olması şart ve elzemdir.

Bugün “meslektaş” kavramını “rakip” olarak algılamış bir coğrafyada nadiren gazeteci arkadaş edinebilen bir haldeyiz. Sanki gazeteci değil de tam rekabet piyasasının rakipleriyiz. “Kar marjını düşür ben yaşarım ama o yaşayamaz böyle ölür.  Rakip firmanın ürettiği mal ile ilgili hemen bir manipülasyon yayalım. Reklam çalışmalarımızda kara propaganda da yapmaktan geri kalmayalım.” Bunlar bizim sektörün ağzı değil!

Dün gazeteyi kapı kapı dağıtıp bugün o gazetede yazmaya başlayınca diğer gazeteyi yırtmak veya toplamak adetinin nereden geldiğinin, gazetecilik etiği ile bir ilgisinin olmadığını söyleyecek ilgili mecra olmayınca neye şaşırmak lazım?

Dün ticaret erbabı iken bugün gazeteci olan pek tabi değil mi önce işi yapıp sonra hiç para konuşmadan ama domatesimi yedin paramı isterim demeyecek mi?

Dünün mafyası bugünün gazetecisi olunca doğal değil mi “ya abonem ol ya da kurumunla ilgili kötü haber yaparım” tehdidini atmayacak mı masaya?

Eeee yılların alışkanlığı öyle bir anda sırtından atılır mı ?

Cemiyet yetmez başkan! Bu kadar zehre panzehir lazım! Yoksa ne olur diyorsan? Bence hiç sorma yukarıda yazılanlar yaşama kazınıyor işte böyle gözlerinin önünde…!

Ve evet başlığa yeniden dönecek olursak, gazeteciliğin itibarı satılık olmadığı halde, bu yönde gayret sarf edenlerin varlığının ayyuka çıkması “yüz yüze bakıyoruz” diye hatalarını yüzüne vurmadığınız kişilerin herkesi saf kendini akıllı zannedip daha büyüğüne cürete gebe kalmasındandır. Fakat bugün o hata benim sınırıma kadar geldiyse…

DUR YOLCU!

Kendi itibarın lezzetli geldiyse afiyet olsun ama benimki mide deler! Sen necisin bilmem? Satıcı? Dağıtıcı? Mafya? Hangisiysen osun!  Ama belli ki kutsiyeti yok mesleğinin! 

Bu sana benim kutsalıma halel getirme hakkı tanımaz!

Aşkınız baki olsun.

Bu makale 1189 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI