marmaris yeni sayfa
27-03-2020
Erol UYSAL

Erol UYSAL

EVDE GEÇİRDİĞİM BİR GÜNÜMDEN SEÇMELER

Adını bile yazmaktan imtina ettiğim, hepimizin yaşantımızı direkt olumsuz etkilemekte olan bir virüsten bahsediyoruz. Eşim Güisen ve ben 65 yaş üstü olmamızdan dolayı on gündür evden çıkmıyoruz. Takriben 40 yıldır günlük tutarım. Her yılbaşında yeni bir ajanda alır, bazı bilgilerimi bunun ön sayfasına aktarırım. Bu yazımda okurlarıma evden dışarı çıkmadığım günlerimden sadece birini nasıl geçirdiğimizi kısaca yazmak istedim.

Normal günlerde sabah 08 ila 09 arası kalkarım. Hafif bir kültürfizik yapar, yakınımdaki bakkal ve gazete bayiinden taze ekmek ve gazetelerimi alırım. Komşu bakkalımız bu konuda bize yardımcı olur. Diğer komşular da telefonla bir isteğimiz olup olmadığı sorarlar. Kızım ve damadım pazardan alınacaklar konusunda çok yardımcıdırlar. Hepsine teşekkür ederiz.

Eşim Gülsen’le beraber kahvaltımızı alıp, gazetelere göz atar, bulmacaları çözeriz. Kahvaltıyı zengin yaptığımızdan öğleyin yemek yerine meyve yeriz. Konuk yazar olarak yerel gazeteye güncel ve aktüel konularda yazı göndermeyi hemşerilik görevi sayarım. Kitap okuyoruz. Akşam yemeğini de hafif yiyoruz. Gülsen TV’de dizileri izlerken ben de okumayı, yazmayı yeğliyorum. Yat saatimiz gece yarısını buluyor. Bunlar yazımın başında yazdığım gibi virüsten korunma adına evde geçirdiğimiz zamana ait küçük notlardır. Normal zamanlardaki günlüğümüzde Karaca’ya gidip çalışmak, ağaçları budamak, sulamak, kayıkla denize çıkmak gibi ayrıntılarımız vardır. Ancak şu geçen on günde zorunlu olarak evden dışarı çıkmama durumu bizi de olumsuz etkilemektedir. En azından sevdiklerimizle, çocuklarımız ve torunlarla, arkadaşlarla öpüşemiyor, tokalaşamıyoruz. Yurt dışında olan oğlum Mustafa Kemal dahil kurduğumuz kontak sadece cep telefonlarıyla olabiliyor.  

Geçmiş tarihe sanal olarak baktığımızda binlerce yıl öncesinden bugüne dünyamızda değişik adlarla salgınlar meydana gelmiştir. Bunların kolera, veba, cüzzam, kuduz gibi hastalıklar olduğunu, insanların kitleler halinde öldüklerini yazılı kayırlardan öğreniyoruz. Toplu ölümler sadece savaşlarda değil bu tür ve benzeri salgınlarda olmuş. Şimdiki Koranavirüs bize sanki daha değişik ve ürkütücü gibi görünüyor. Hatta bunu Allah’ın insanlığa vermekte olduğu bir ceza olarak yorumlayanlar da var…

Değerli okurlar, Bir süre için evde kalma uygulamasından yararlandığım fırsat henüz okuyamadığım kitapları okumak oldu. Size en son okuyup bitirdiğim bir kitaptan aldığım anekdotlardan sadece birisi yazıyorum.   Kitabın adı ‘Fetih-İstanbul 1453. Yazarı Kretovulos.

“Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girip alayla Ayasofya önüne geldiği zaman derinden derine bir inilti işitir. Sesin geldiği yere bir adam gönderir. Sakalları büyümüş, perişan durumda bir keşiş getirilir karşısına. Adam zindandan yeni çıkarılmış olduğunu söyleyince Fatih, “Neden zindana atıldınız” der. Keşiş, şöyle der. “Ben aynı zamanda fal da (remil) bakarım. Türklerin kuşatma hazırlıkları sırasında Bizans İmparatoru Konstantin beni çağırtıp İstanbul’u Türklerin alıp alamayacağını sordu. Ben de Türkler İstanbul’u alacaklar dedim. İşte beni o anda zindana götürdüler” der.  Bu defa Fatih falcıya sorar. “O zaman bir de benim falıma bak bakalım, İstanbul’u alabilecek miyim” der. Falcı aynen şunları söyler.” İstanbul’u alacaksın, İstanbul Türklerin olacak. Ancak elinden savaş ile çıkmayacak. Öyle bir zaman gelecek ki ellerindeki emlak ve toprak azalacak, bu suretle İstanbul Türk Malı olmaktan çıkacak” der. Bu faldan çok müteessir olan Fatih, “İstanbul’da kazandığımız yerleri yabancılara satacak olanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar” der.  

Özelleştirme adı altında Hıfzısıhha, Şeker fabrikaları, köprüler, işletmeler, Sakarya Tank Palet Fabrikası, Sümerbank gibi birçok değerli işletme, öldürülen tarım ve çiftçilik sanki falcının Fatih’e söylediği kehaneti  anımsatıyor gibi. Bakın en son şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun verdiği beyanat durumun ciddiyet ve hayatiyetini nasıl değerlendiriyor.  “Türkiye'nin vicdanlı, yurtsever yazarları, sanatçıları olarak, bu felaket günlerinde bile ‘Kanal İstanbul’ ısrarından ve hırsından vazgeçmeyen iktidar sahiplerini uyarıyoruz. Bu akıl dışı yolda ısrarınızı sürdürürseniz deprem felaketi kapıda beklemekteyken Coronavirüs ve yokluk felaketiyle boğuşmakta olan halkın yükselen öfkesi önünde daha ağır bedeller ödenmesi kaçınılmaz olacaktır."

Ne diyelim? İşte bir günüm böyle geçti. İnsanlık ve dünyamız umalım iyi günlere gebe olsun!  Umalım, kısa zamanda “Koranavirüs’de geçti” diyebileceğimiz günlere akıl, metanet ve sabırla erişebilelim.      

 Erol Uysal 27 Mart 2020        

 

...

 

Bu makale 318 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI