marmaris yeni sayfa
04-02-2020
Mehmet Korkmaz

Mehmet Korkmaz

DEPREM VE BİZ..

Yerküre, yani dünyamız güneş sisteminin bir parçasıdır. Dünyamız merkezindeki çekirdeğinden itibaren tabakalardan oluşur. Yerkürenin en merkezinde katı haldeki nikel ve demirden oluşan iç çekirdek vardır. Bu çekirdeği çevreleyen dış çekirdek ise sıvı halde ve 4,5 milyar yıldır soğumasına karşın hala çok sıcaktır. En üste ise kıtaları ve okyanusları barındıran yerkabuğu vardır. Yerin merkezine inildikçe; Sıcaklık her yüz metrede üç derece artar, basınç artar, yoğunluk artar, metalik maddeler artar, yerçekimi artar.

Ateş topundan yeryüzünün oluşumuna geçiş milyarlarca yıl sürmüştür. Yıllar içinde Dünyamızda değişim hep olmuş ve olmaya devam etmektedir. Yerkabuğunun hemen altında bulunan sıvı magma kısmı zayıf bulduğu yerde volkanlar ve yanardağlar olarak faaliyet göstermekte ve yeryüzüne lav fışkırtmaktadır. Yine yer kabuğu oluşumu kendi kuralları içinde bir şekilde devam etmektedir. Dağlar ve sıradağların altlarında oluşan fay hatlarının oturması bu oluşumun en önemli işaretleridir. İşte bu oluşumlar nedeniyle de depremler yaşanmaktadır. Dünyanın her bölgesinde özellikle sıradağların bulunduğu yerlerde zaman içerisinde kırılarak depremlere sebep olan fay hatları hep vardı bundan sonra da olmaya devam edecektir. Volkanlar ve depremler yeryüzünde yaşayan insanların kaderidir. Özellikle fay hatları üzerinde yaşayan insanlar deprem gerçeğini kabullenip ona göre hayatlarını şekillendirmek zorundadır.

Dünyanın her yerinde depremler olur. Ama Dünyanın bazı bölgelerinde daha sık ve daha şiddetli olur. Ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti de deprem kuşağındadır, bu nedenle ülkemizde başka coğrafyalara göre depremler daha çok olur. Mesela Japonya'nın bulunduğu adalar topluluğunda bizden daha sık ve daha şiddetli depremler olur. Anadolu coğrafyası tarihinde bu güne kadar sekiz şiddetinde deprem görülmemesine karşın Japon adalarında sekiz şiddetinin üzerinde onlarca deprem olmuştur. Tarihte Japon adalarında olan depremler çok büyük kayıplara da neden olmuştur. Ama Japonlar depreme karşı gerekli önlemleri almışlar ve zaman içerisinde meydana gelen büyük depremleri bile en az can kaybıyla atlatmayı bilmişlerdir.

Neden böyledir; Japonya ateist insanların yaşadığı bir ülke olmasına rağmen, enflasyon, 10 yılda, yıllık ortalama olarak yüzde – 0,7 oluyor? Japonya Merkez Bankasının yıllık ortalama faizi de yüzde 0,3 olarak gerçekleşebiliyor?. Neden ateist Japonlar bunu başarırken, dini bütün Müslümanların yaşadığı bu güzel coğrafyada biz bunu başaramıyoruz? Neden Japonya'da sekiz şiddetindeki depremlerde bir tek Japon'un bile burnu kanamazken, yıkılmış tek bir evin resmi bile olmazken, bizde 6.8 şiddetinde bir depremde onlarca ev yıkılıyor ve binlerce ev de oturulamaz hale geliyor?

Cumhurbaşkanımız sayın RTE deprem dolayısıyla gittiği Elazığ'da depremzedelere “Biz her şeyden önce kadere inanırız. Bu Allah'ın takdiri” diyor. Ama on sekiz yıllık iktidarı boyunca topladığı deprem paralarının nereye harcandığını soran Kemal Kılıçtaroğlu'na hakaretler edip "Sana hesap verecek değilim bay Kemal, buna zamanım da yok, lüzumlu yerlere harcadık." diyebiliyor. Gerçekten ne kadar hazin bir durum; Sen deprem için toplanan paralarla riski binaları rehabilite edeceğine, çar çur et, hayal peşinde koşup ille de “Kanal İstanbul” de; sonra da felaketin sonuçları için “kader, Allah’ın takdiri” de..

Şöyle gözlerinizi kapatın ve Kanal İstanbul bittikten sonra İstanbul'da gerçekleşebilecek olan bir büyük İstanbul depremini hayal edin. Üç adet köprü geçişi ve iki adet deniz altından geçişi olan İstanbul boğazının bir benzeri geçiş trafiği olan Kanal İstanbul'u hayal edin. İki boğaz arasında on milyondan fazla insanın yaşadığı bir ada ve bu adaya beş girişi beş çıkışı olan bir trafiği hayal edin. Sonra da bütün bunların üzerine olası büyük bir depremin o güzelim İstanbul'u ne hale getirebileceğini gerçekten bir düşünün.. Böyle bir felaketin altından ne İstanbul ne de Türkiye kalkabilir.

İstanbul'da daha önceki depremlerden etkilenmiş ve içerisinde oturulamaz raporu olmasına rağmen insanların oturmak zorunda oldukları on binlerce ölüm evleri var. Olası bir depremde bu evlerde oturan insanlar öleceklerini biliyorlar. Ve sessizce ölümü bekliyorlar. Ta ki, olası bir depremde öldüklerinde cumhurbaşkanları gelip "Biz her şeyden önce kadere inanırız, Allah'ın takdiri" desin diye..

Bu makale 266 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI