marmaris yeni sayfa
10-05-2021
Gülay KARAOĞLU

Gülay KARAOĞLU

YENİDEN DOĞUŞ KAPISI

Kırmızılı Kadın derin düşüncülerde dolanıyordu. Bu günlerde hüzün doluydu. Nedenini bilmediği sıkıntılarda belki de Korona Kapanı içerisindeki sesiz feryatlarda yol almaktaydı.

Hüzünlüydü, bu anneler gününde!  Bir “Hiçlik” ‘te kaybolan ailesinin direği babasını arıyordu. Onun yokluğunda ne kadar öksüz, ne kadar sevgisiz kaldığını görüyordu.

“Kaç yaşına gelirsek gelelim hepimiz sevdalarımız dışında bizi arkamızdan sarıp kollayıp, saracak insanlar ararız. Bize güven duyan, düştüğümüz çukurdan bizi çıkaracak bir dost sırtı.

O sırt ne kadar uzakta da olsa varlığını bildiğimiz sürece bize güven verir.” Diye düşündü.

Geçmişte bir dolu dost sandığı insanlar olmuştu. O insanlardan biri, en yakınındaki Seyhan aşçı “Ölene kadar yanındayım.” Demişti.  Ama ilk ihaneti ondan görmüştü.

Kırmızılı kadının yaşamak zorunda olduğu işletmenin elektriği ve suyu oradaki karanlık güçlerin işletmeyi ele geçirme planları doğrultusunda kesildiğinde, “ Ben senin gibi elektriksiz ve susuz yaşayamam” deyip, ücretsiz kaldığı tatil apartından ilk kaçan Seyhan aşçı olmuştu.

İşletmenin bir dükkânını verdiği çok güvendiği başka bir hanım arkadaşı da elektrikler ve sular kesildiğinde  “bu karanlıkta bu ormanda kalırsam bu yaştan sonra başıma gelebilecekleri kaldıramam” diyerek Milas’ta daha güvenli bir eve taşınıp onu, o karanlık ormanda unutuvermişti.

Onunla yaşadığı yaklaşık iki seneyi, ondan aldığı parasal borçları geçmişte bırakmış, işi bittiğinde onu bırakan dostlar kervanının arasına katmıştı. Hatta babadan kalan mirasla kendine bir ev alan bu boynu bükük görünen kadın, Kırmızılı Kadının sıkıntılı anında istediği alacağını yine param yok deyip vermemişti.

Kırmızılı Kadın, sıkıldığında dostça yaptığı telefon konuşmalarının aslında kadının kaldığı günlerin ve karşılıksız onlara hazırladığı sofraların ücreti olduğunu çok sonra anladı.

Bu kadınlar koca İstanbul’un karmaşık yollarından çıkıp gelmişti… O koca İstanbul ’ki, hiçbir şey karşılıksız yapılmazdı.

O güzelim tarihi mekanların arasına daha dikkatli baktığınızda; Dünyanın her yerinden göçerlerin kurduğu gecekonduların içinde yaşayanların insanlığı, ahlaki, dostluğu, paylaşımı yok ettiğini ve her bir bölgesinde kendi kültürlerinin, kimliklerinin oluşturulduğu, insanlığın sadece karşılıklı çıkarlar dahilinde yürüdüğünü öğrenirdiniz…

İstanbul ve İstanbul gibi yerlerde yaşayabilmek için yaşam ile insanlar ile iyi oynayabilmeyi, hayata sadece kendi çıkar hattından bakıp kendi ihtiyaçlarınıza göre yön verebilmeyi, güler yüzle insanları yönlendireebilmeyi öğrenmiş olmanız gerekiyordu. Bazıları hayatın bu karmaşasını doğruluk olarak görüyor, yaşamın sahte akıllılığı içinde, toplumu kirlettikleri noktada oyun içinde oyun oynayarak, sadece kendi yaşamsal günlerini yaşıyorlardı.

Kırmızılı kadın yıllarca babasının ona sunduğu sevgi çerçevesi, annesinin koruma kalkanı arasında okullarını okumuş, evlenmiş, ev-iş-eş-çocuk uğraşları arasında dış Dünyanın algılarını, kahpeliklerini, çukurlarını evde-işte yaşadığı rekabetleri, yükselme hırsları, çalışma zorlukları ile eşdeğer tutmuştu.

Bu iki kadın ona sessizce hayatın en altındaki kahpelikleri, oyunları, hiçbir şey yapmadan kendileri için yaşayarak öğretmişlerdi.

Kırmızılı Kadın; Sonra zavallı görünen Boşnak bir terzi kadın tanıdı… Onunda sıkıntıları vardı… Kırmızılı kadın, kadının dikiş makinası bozulunca kendi dikiş makinasını dikişlerini daha rahat diksin diye ona verdi. 

Arkasından başka ihtiyaçlarını da karşılamaya onun mutsuzluğunu da dert edinmeye başladı…

Fakat zamanla hayatın kendi bildiği gibi olmadığını gördü… Bu terzinin evinin önünde uğradığı ve dövülmekten son anda kurtulduğu olaydan sonra onunda Köydeki Karanlık güçlerin adamı olduğunu anladı.

Onun hayatından gidenler neden gittiklerini söylemiyorlardı, onun hakkında da tek bir negatif kelam etmiyor, yolda gördüklerinde görmemezliğe, tanımamazlığa geliyorlardı. 

Kırmızılı Kadın, ileriki yıllarda bu kadınlarla ilgili gizleri öğrendi. O bölge Karanlığın, işgalcilerin yaşam alanlarıydı.  Buraya dışarıdan gelen her kimse onların davranış modelleri içinde bir güç oluşturup, yeni ticari yatırımları engelleyip kendi güçlerini ve hâkimiyetlerini sürdürme açlığı içinde yıllardır buradaki ormanları, arazileri gasp etmişlerdi.

Kırmızılı kadın gibi biri gelmiş, onların bizim dediği ormanların içinde bir alanda parasıyla yaptıkları yatırımı korumaya çalışıyor ve onlara kafa tutuyordu. Onlardan biri olmak yerine doğruluğun ve insanlığın adaleti için mücadele ediyordu.

Bulunduğu bölgeyi bölgenin kaçakçılarına açsa, adam kaçakçılığı, zararlı maddeler, v.b. gibi işlerle uğraşsa arada masasını sarhoşlara alsa, köpeklerini onlar gibi öldürse ama hayvan sever gibi sahte gazete haberlerinde görünse; gazeteciyim deyip, “Very İmportant Person” adına haber yapsa durum farklı olurdu.

Küçük yaşam kaygıları olan Seyhan gibi insancıkların, farelerin saklı deliklerinden çıkabilmeleri bu güçlerin onlara sunabileceği bir parçacık peynire bağlıydı…

Bu hengâmede ne dostluk kalırdı, ne de paylaşım…

Ve  Kırmızılı Kadın gibi duygulu ve toplumu düşünene insanların her yıkılışında yeniden doğuşu, yine dönüp dolaşıp bulabildiyse gerçek sevdasında sırtını dayayacağı bir ağaç dalı ve yanında ona kalkan olan babasının “VAR OLUŞ” ‘unda annesinin sevgisiyle sevgi açlığını gidermeye çalışmasına bağlıydı.

Lakin hayatın ışıkları sönmeye başladığında kaybettiği bu sağlam dallar onun gibi kadınları sonsuzluğun boyutlarında karşısına çıkardığı geçiş kapılarına bırakır;

O an hangi boyutta neyi yaşayacağız diye hüzünlendirir; geçmişte yaşanılan sevgi kırıntıları arasında belki de şu an da yeniden var olunan boyutta yaşamın umutlarına daha da bir bağlanarak,  “Hiçlik” ’te ve “ Varlık” ‘ta, sahte duygularla gerçekler arasında yaşayanlarla birlikte yeni gölgelere sürüklenir;

Gölgeler arasında, “ Yeniden Var Oluş” güçlerini kazanabilmeleri sürecinde sırtlarını dayadıkları o yüce güçle, umutsuzluğun karanlığından yeniden doğuş boyutunda yollarını bulabilirlerdi.

Yeter ki kişi kendi ahlaki doğruluk kapısını bulsun…

Toplumsal çirkinliğe uyum mu?

Yoksa Toplumu ve dolayısıyla kendimizi koruma içgüdüleri içinde değişen Dünya koşullarında ve Korona Kapanında adaletli yollarda hak için yürüyebilmek mi?

Sonuçta cevap Yeniden Doğuş Kapınızda gizliydi. Mumyalaşmış Bir Hayalet olarak toplumla yürümeyi mi? Yoksa gerçekler ışığında, tepkilerinizle ve yönlendirmelerinizle Altın Işık Saçan bir Asa mı olmak istiyorsunuz?

 

  Gülay Karaoğlu

Araş./ Yazar

10.05.2021

Bu makale 248 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI